KASTAMONUTAŞKÖPRÜ

SARIMSAK

TAŞKÖPRÜ

POMPEİPOLİS

AKTİVİTELER KÜLTÜR GELENEK GÖRENEKLER ILGAZ

FESTİVAL

NASIL GİDİLİR
TAŞKÖPRÜ (ancient Pompeiopolis) is a town and district of Kastamonu Province in the Black Sea region of Turkey  The town takes its name from the stone bridge constructed in the 13th century by the Çobanoğlulları on the Gökırmak. The 68 meter span is supported on seven arches and still carries automobile traffic. TAŞKÖPRÜ is 42 km from Kastamonu and is noted for its garlic.
BU İLÇEYİ GEZMEDİYSENİZ DÜNYAYI GEZMİŞ OLAMAZSINIZ

TAŞKÖPRÜ KASTAMONU

         EROLKARA SİTELERİ'NİN BİR HİZMETİDİR

İletişim

ANA SAYFA BU SİTE TAŞKÖPRÜ İLÇESİ HAMZA OĞLU KÖYÜ'NDEN BABAM ŞÜKRÜ OĞLU MERHUM HACI YUSUF KARA  ANISINA HAZIRLANMIŞTIR. ALLAH azze ve celleden KENDİSİNE AF VE RAHMET DİLERİM. AMİN
NEDEN BÖYLE BİR SİTE MEKTUPLARINIZ GENEL TANITIM GÖRÜNTÜLER ZİYARETÇİ DEFTERİMİZ AÇILDI MESAJLARINIZI YAZABİLİRSİNİZ
TAŞKÖPRÜ'DE ESKİ MEDENİYETLER

POMPEİOPOLİS
TAŞKÖPRÜ-KASTAMONU

Zımbıllı Tepe Höyüğü

 

Taşköprü İlçesinde Zımbıllı Tepesi (Pompeiopolis) Pompeipolis'in yer aldığı Gökırmak vadisi, çok uzun ve süregelen bir geçmişe sahiptir. kalıntılar ve bulgular bu vadinin taş devrinden günümüze kadar insan yaşamına uygun bir yer olduğunu gösteriyor.Eski Pompeiopolis şehri, Taşköprü'nün kuzeyinde, Kastamonu'nun 45 km. kuzeyinde yer alır. Zımbıllı tepesi, iki tepeden daha yüksek olanı arkapol olarak kullanılmış ve iki tepenin etrafındaki düz alan Pompeiopolis'in yerleşim alanını oluşturmaktadır. Ayrıca bir çok türbe, höyük ve Amnias vadisinde Pompeiopolis'in köylerine ait olduğu sanılan eski kalıntılar bulunmaktadır.
Pompeiopolis'in sınırları kuzeyde Küre dağının güney yamaçlarına güneyde Ilgaz dağının kuzey tarafına, doğuda Halys ırmağına ve Osmancık civarına ve son olarak batıda aynı zamanda Amosttris'inde sınırı olan Pınarbaşı vadisine kadar uzanmaktadır.

Pompeiopolis M.Ö. 65/64 yıllarında Pompeius tarafından Amnias vadisinin doğu-batı yolu geçişi üzerinde Bithynia-Pontus'un iki vilayetinde bir şehir eyaleti olarak kurulmuştur.

Şehir Pompeus'dan türetilmiş olan Pompeiopolis olarak adlandırılmış ve bu isim "Pompeius'un Şehri" anlamına gelmektedir. Bu şehir için bir özellik olmalıdır.Çünkü Romalıların son dönemindeki kayıtlarından birinde, şehir "Popeus'un ülkesi" olarak yer almaktadır.

Bununla beraber Antonius bu düzenlemeleri kısmen değiştirmiş ve Pompeiopolis'i Kastamonu bölgesinin hükümdarlarına vermişti. bölge M.Ö 6-5 yıllarında Paphlagonia'nın son kralı olan Deiotanos Philadephos'un ölümünden sonra Galatio'nun Roma eyaletine bağlanmıştır. Ve Çankırı başkentti. Bu dönemde, Pompeiopolis bir Roma şehri olarak gelişti ve şehrin konumunda yardımıyla büyük bir refaha sahipti. Diğer yandan,
Paphlagania'nın Eparkhies'indeki şehirler birlik kurdular ve Pompeiopolis toplanma yeri olarak seçilmişti.Büyük ihtimalle bu dönemde toplanma yeri olmasına bağlı olarak, Pompeiopolis Antoninus Pius'tan Gallienus'a kadar Paphlagonia'nın başkenti olmuştu. Şehir, M.S. 2. yy'ın ikinci yarısında, aynı zamanda Marcus Aurelius'un da damadı olan Claudius Sevenis tarafından yönetildi. Şehri genişletmeyi denedi ve Ktistes ve Pompeiopolis'in hamisi olarak kabul edildi. Pompeiopolis Marcus Aurelius ve Lucius Verus döneminde kısa bir süre için Sebaste olarak adlandırıldı. "Paphlagonia'nın Başkenti Sebaste" bağlı bozuk paralar sadece bu iki imparator döneminde görülüyor, Lucius Venus'un ölümünden sonra bu isim yok oluyor. Pompeiopolis'in Romalılar döneminin sonları ve Bizans döneminin başlangıcı sürecindeki tarihi sadece Piskopos listelerinden (fihristlerinden) öğrenilebilir. Pompeiopolis M.S. 6.yy'ın ortalarında sadece bir piskoposluk olarak önemli hale geldi. İranlıların ve Arapların saldırılarından dolayı Pompeiopolis'in 6. yy'ın sonlarında yada 7. yy'ın başlarında terkedildiğine inanılıyor ve insanlar adı Kız kalesi olan en yakın kalede yaşamaya başlamışlardı. Bu kalenin duvarlarının yapımındaki malzemenin Pompeiopolis'in kalınıtlarından getirildiği sanılmaktadır. Her ne kadar bölge M.S. 14. yy'a kadar Piskoposluk listesinde bir şehir olarak görülmüştür.Vadide olmasından dolayı o mevki civarında çok kalıntı yok ama araştırmalar şehrin çok elverişli ve geniş bir arazisi olduğunu gösterdi. Kastamonu müzesi tarafından yapılan kazılar çok sayıda çok iyi mozaik zemini meydana çıkardı ve önceki araştırmacı da burada daha fazla mozaik olduğunu söylüyor. Çok büyük şans sayılan birçok bulgu Kastamonu müzesinde var. Ayrıca, modern kasabada birçok kalıntı görülüyor ve ayrıca Taşköprü'ye adını veren köprü de bir Roma kökenine sahip.

FOR ENGLISH

The Amnias (Gokırmak) valley which Pompeiopolis took place in, has a very long and continuous history. The ancient remains and finds show us that this valley was a very suitable for human life from tahe Palaeolithic till today.The ancient city of Pompeiopolis takes place on the north side of Taşkoprü that is 45 km, north of Kastamonu.

Two hills, which the higher of them called as Zımbıllı Tepesi served as an acropolis and the flat area around these hills consist of the mainland of Pompeiopolis. The eare also lots of rock-cut tombs, tumuli and acient remains in the Amnias valley that may be belonged to the villages of Pompeiopolis. The borders of Pompeiopolis reach on north to the south slopes of Küre mountain chain, on the south to the north side of Ilgaz mountain chain, on the east to Halys river and the around of Osmancık, and finally on the west to Pınrabaşı valley that is also border of Amastris.Ponpeiopolis had been established by Penpeius on the main east-west road passes on Amnias valley, as a city state in the double province of Bethynia-Pontos in the in the year of 65/64 BC. The city had been named as Pompeiopolis which was derived from the name of Pompeius, and theis name means of "The City of Pompeius". It shuld have been a peculiarity for the city, because in one of the inscriptions from the late Roman period, city is mentioned as "The land of Pomeius" However, Antonius had partly changed these arrangements and gave Pompeiopolis to the local rulers of Paphlagonia After the death of Deiotaros Philadelpho who is the last king of Paphlagonia, the region had been attached to the Roman province of Galatia in the year of 6/5 BC. And Gangra Çankırı) was the capital. In this period, Pompeiopolis had developed as a Roman city and with the help of the place of city it had a very well prosperity. On the other hand, the cities in the eparkhies of Paphlagonia to be the meeting place in that period, Pompeioplis had been the metropolis of Paphlagonia from the period of Antonious Pius to Gallienus.
The city had been governed by Claudius Severus who was also the son-in-law of Marcus Aurelius in the second half of the 2 nd Century AD. He had tried to develop the city and he was accepted as the Ktistes and the Patron of Pompeiopolis. Pompeiopolis had been called as Sebaste for a short time in the period of marcus Aurelius and Lucius Verus. The coins with the remark of "sebaste Metropolis of Paphlagonia" are seen only from the period of these two emperors, after the death of Lucius Verus thes name disappears. The history of Pompeiopolis during the late Roman and early Byzantine periods can be learned only from the Bishop's Lists.
 Pompeiopolis had only become important as a bishopric in the middle of 6 th century AD. It is believed that Pompeioplis had been left in the late 6 th or erly 7 th centuries because of the attacks of Iraians or arabians and the people had started to live in a nearest castle whicsh is named as Kızkalesi. The building materials in the walls of this castle are supposed to be brought from the remains of Pompeipolis. Although, the region had been conquered by Turks starting from the 11 th century AD, Pompeiopolis is seen as a city in the Bishop's list until the 14 th century AD.

There is not much remains around the site due to be in the valley but the researches had showed thet the city vas very prosperous and have a large territory. The excavations made by Kastamonu museum revealed lots of very well mosaic floor and also earlier investigator tell more mosaic on the site. There are lots of finds which are lucky find in the kastamonu Museum. Also lots of remains are seen in the modern town and the bridge which named Taşköprü (Stone-Bridge) has also Roman origin.

POMPEİPOLİS ANTİK KENTİNİ TANIYALIM

PAPHLAGONIA POMPEIOPOLİS’İ

Pontus Devletinin kralı Mithridates Eupator Roma genarallellerinin karşısında üst üste yenilgiler almasaydı, belki Kuzey Anadolu’nun Romanizasyonu daha geç olabilirdi. Eupator’a karşı nihai zaferi kazanan General Pompeius Gnaeus Magnus, M.Ö. 65 tarihinde Roma’ya Pontus’la birlikte Paphlagonia’nın kapılarını da açmıştı. Paphlagonia Bölgesinin kuzey sınırını Karadeniz (Pontus Euxenius) oluştururken, güney sınırında ise günümüz Çankırı’sı antik Gangra (Germonicopolis) yer almaktaydı. Kıyıların M.Ö. 7. yy’dan itibaren özellikle  Miletos kenti tarafından kolonize edilmesi, buraların erken dönemlerde Helen unsurlarına sahip olmasına neden olurken, iç Paphlagonia’da diyebileceğimiz Küre (Pontic Dağlar) Dağları ile Ilgaz (Olgassys) Dağları arasında kalan Gökırmak (Amnias) Vadisi M.Ö. 1. yy ikinci yarısına kadar belki de hala II. Binden kalan Palaların ve 1200’lerdeki Oytys’in ardılı Traklar’ın kültür ve toplum yapısını korumaktaydı.  M.Ö. 66 yılında sınırsız yetkilerle donatılmış Romalı General Pompeus Magnus,Anadolu’ya geçerek daha
 önceden General Lucullus tarafından parçalanan Mithradetes ordularının takibine koyulmuş, ve ondan geriye kalan kale kentleri yok etmek için uğraşmıştır. M.Ö. 63 yılında Mithradates’in ölümüyle biten savaşlardan sonra, Pompeius bölgeyi Roma idaresi altında yeniden düzenlemiştir. Bu yeni düzenleme temelde sivil idareyi yerel yöneticilere bırakıp, askeri idareyi Roma’nın alması üzerindeydi. Pontus Bölgesinde bu yeni düzenlemelere uygun olarak 11 şehir meydana getirdi.
Bu kentler Amasrist (Amasra), Sinope (Sinop), Amisos (Samsun), Pompeiopolis (Taşköprü), Neapolis/Neoclaudiopolis (Vezirköprü), Magnapolis, Diospolis/Neocaesarea (Niksar), Nikopolis, Zela (Zile), Megalapolis/Sebasteia (Sivas), ve Amaseia ya da Abonuteichos/Ionopolis oldukları düşünülmektedir.
Pompeiopolis (Kastamonu/Taşköprü) general Pompeius’un bu yeni

 düzenlemeleri çerçevesinde tamamen bir Roma kenti karakteriyle kurduğu ve tarih sayfalarında yerini alan bir kenttir. Bu şekilde düzenlenmeden önce daha eski bir yerleşimin varlığına ilişkin arkeolojik materyal olarak bilgi sahibi olunmasa da yazılı kaynaklar bu varlığı bize işaret etmektedir. Strabon Geographika’sında “ … Etrafındaki Blaene ve Domanitis oldukça verimli topraklardır. İkincisinin içinden Amnias nehri geçer.
 Bithynialı Nikomedes’in kuvvetlerini Mithiridates Eupator burada tamamen yok etti, fakat bunu şahsen değil, generalleri vasıtasiyle yaptı… Ve burada yapılmış bir iskan olan Pompeiopolis, kent olarak ilan edildi…” (Strabon, XII,3,40) der. Amnias Vadisi paleolitik dönemden bu yana verimli toprakları olması, Anadolu’nun en kuzeyindeki doğu-batı geçişinin üzerinde yer almasından dolayı sürekli iskan görmüş bir yerdir.1945’lerde başlayan prehistorik çalışmalarda Pompeiopolis kentine
yakın alanlar üzerinde Cheullen Kültüre ait el baltaları, Acheullen ve Musterien Kültürüne ait çift yüzlü aletler  ile üst paleolitik ve epipaleolitik döneme tarihlenebilecek çakmaktaşı yongalar bize bu durumu göstermektedir. Genel olarak bölgede saptanabilmiş net bir Neolitik bulgu olmasa da Amnias (Gökırmak) Vadisinin paleolitik bulgu veren yerlerinde megalitik kültüre ilişkin menhirlerden söz etmek de mümkündür.

M.Ö. II. Bin içinde bölge yerleşiği gösterilen Palalar ve Hitit yazılı kaynaklarına göre bölge üzerine bilgilerimiz artmaktadır. Yazılı metinlerde geçen “Dahara Nehir Ülkesi” Gökırmak’ı ve çevresindeki yerleşimleri işaret etmektedir.

Hitit Devletinin yıkılması ile başlayan ve kavimler göçü adı verilen süreçte daha sonraları Paphlagonia olarak adlandırılacak bölgeye Thrak

kavimlerinin geldiği kabul görmektedir. Çünkü yazılı kaynaklarda Otys, Korylas gibi bölge yerel hükümdarları bu isimleriyle  Thrak kökenli olduklarını desteklemektedir. Paphlagonia ismine ilk olarak Homeros’un İlyada eserinde karşılaşılmaktadır. Soylu Pylamenes’in Paphlagonların önderi olduğunu belirten ozandan sonra bölge ile ilgili bilgileri Herodotos ve Ksenephon’dan ulaşmak mümkündür. İki yazarında tarif ettiği dünya içinde Paphlagonlar, özellikle savaşa örme başlıkları , Ksenephon’a göre de
Paphlagonia miğferi de denen, deriden yapılmış, ortasında bir sorguç bulunan ve tıpkı bir üç kademeli tacı andıran miğferler giyen, küçük kalkanları, oldukça kısa kargılar, mızraklar ve hançerlerle katıldıkları, ayaklarında ise bacaklarının yarısına kadar uzanan kendilerine has bir pabuç giydikleri görülür. Ksenephon’un “on binlerin dönüşü’nde” ordusuyla bölge üzerinden geçerken olankonukluğunda ise Paphlagonia Kralı Korylas Helenlere

antik dünyanın ünlü süvarilerini oluşturan bölgeye has güzel atlar sunduğu, şölenlerde ise yöreye özgü boynuz kupalarla şaraplar içildiği bildirir. Bu yazılı kaynaklar haricinde bölge 1. binine ait bilgilerimiz kaya mezarlarından gelmektedir. Özellikle yine Amnias vadisinde yoğunlaşan bu tarihlere ait mezarlar içerisinde M.Ö. 5. yy’a ait ve belki yerel kral Korylas’a da ait olabilecek Kale Kapı kaya mezarı, ve Kastamonu Merkezinde yer alan ve bu mezardan belki biraz daha erken tarihli olabilecek Ev Kaya mezarı dikkat
çekmektedir. Bölge kaya mezarlarında mimari ve bu mimariye bağlı sanatsal üsluba bakıldığında Helen, Phriyg, Pers (Akhamenid) ve yerel özelliklerin bir arada olduğu da görülebilir. Pompeioplis kentinin hemen yakınındaki Kale Kapı kaya mezarına bakıldığında, sütun başlarında boğa protomlarının kullanılması Pers etkisi iken, mezarın yan yüzeylerinde görülen alçak kabartmalar hem Helen hem de Greco-Pers üslubu bir arada göstermektedir. Ya da Amnias vadisinin batı ucunda yer alan Ev
Kaya mezarı alınlığında görülen “pothnea threon” betimi Phryg etkisinin izlerini taşırken, sütunlu ön cepheden mezar odasına geçişteki hol yerel Paphlagonia üslubunu yansıtmaktadır. Bu mezar yoğunluğuna bakarak antik yazarların işaret ettiği yerel kralların yönetim merkezlerinin Amnias Vadisi üzerinde ve belki de Pompeiopolis kenti çevresinde olduğunu söylemek yersiz olmayacaktır.

M.Ö. 547 yılında Perslerin Anadolu’yu işgalinden etkilenen bölge, M.Ö. 5. yy başlarında Perslere asker ve vergi veren bir bölge olarak görülürken, bu yüzyılın ikinci yarısından itibaren başkaldıran ve bağımsız bir siyasi görüntü çizmektedir. Bu itaatsizlikleri Persler tarafından M.Ö: 380’de cezalandırılsa da, yaklaşık bir 50 yıl sonra Büyük İskender’in seferinde ülkelerinin işgal görmeden ve vergiden muaf bir millet olarak kabul edilmeleriyle ödüle dönüşecektir.

İskender sonrasında kimi idareler altına girse de bölge, genelde  bağımsız ve kendi yöneticileri altında varlığını sürdürdüğü görülür. Bu dönemde çeşitli bağdaşıklıklar kuran Paphlagonia Kralları, son dönemlerinde kral Pylamenes’in vasiyetiyle bölgede daha önce kurulan ( M.Ö 302 )  Pontus Krallığına vasiyet edilir.

M.Ö. 120 yılında Mitridates V Euergetes’in Sinope’de öldürülmesi, ve Roma’nın olaylara müdahale  ederek  Pontus’u Asia eyaletine dahil etmesi  bölge üzerindeki romanizasyonun başlangıcı olarak görülebilir. Mitridates V’in oğlu Mitridates VI Eupator Roma’nın bu hareketini bir saldırı olarak algılayıp, Karadeniz’in dağlarına kaçarak saklanmıştır. Sonrasında Karadeniz’in kuzeyindeki barbarlarla savaşarak geçiren Eupator, Anadolu’ya dönüşünde yanında Hellenlerin Roma’dan kurtuluş ümidi olarak tanımlanan bir prestijle girmiştir.   Roma’ya büyük kin besleyen Pontus kralı ilk olarak Paphlagonia’yı işgal eder ve ardından Galatia üzerinden M.Ö. 96 yılında Kapadokia’yı ele geçirir. Bu son işgal üzerine Roma Sula yönetimindeki bir orduyu Eupator üzerine gönderse de, Pontus kralını bulamayan ordu savaşmaksızın geri dönmek zorunda kalır. İlerleyen zamanlarda, müttefiki Bythinia ile ilişkileri bozulan Mitridates Bythinia ile birlikte bütün Küçük Asya’yı eline geçirir.

M.Ö. 85 yılında Sula idaresindeki Roma ordusuna yenilen Mitridates VI,  daha sonra M.Ö. 70 yılında Lucullus’a yenilir. Ve ardından gelen Pompeius Magnus Eupator’dan arda kalan tüm kale ve birlikleri yok ederek Paphlagonia ve Pontus’un kapılarını Roma’ya sonsuza kadar açma fırsatı verir.

POMPEİOPOLİS’İN KENT OLUŞU ( ROMALI POMPEİOPOLİS )

 Pompeius Magnus’un M.Ö. 65/4 yılındaki düzenlemeleri ile Bythinia-Pontus eyaleti içinde yer alarak kurulmuş olan Pompeiopolis, kuruluşu sırasındaki bastığı otonom sikkelerle güçlü bir Romalı karakteriyle oluştuğu söylenebilir. Bölgeyi Attalos ve Pylamenes adındaki yerel yöneticilere bırakan Pompeus’tan yaklaşık bir 20 yıl sonra Küçük Asya idarecisi Antonius Galatia tethrarkı Kastor’u aynı zamanda Paphlagonia kralı haline getirir. M.Ö. 31 yılındaki Actium savaşında Paphlagonia kralları Antonius’u tutmakta iken, Octavianus’un toprak düzenlemelerinde hiçbir değişiklik yapmayacağı vaadine karşı saf değiştirmişlerdir.  M.Ö. Paphlagonia idarecisi Deitoros Philadelpos’un ölmesi ya da vasiyeti ardına Paphlagonia’nın Pompeiopolis’i ve diğer iç bölgeler tamamıyla Roma idaresi altına girmiş ve Galatia eyaletine bağlanmışlardır. Nitekim Paphlagonia’nın önemli kentlerinden olan Pompeiopolis, Gangra ve Neapolis kentlerinin tarih başlangıcı olarak M.Ö. 6/5 yılını almaları bunu doğrulamaktadır. Bu yeni sistemin içindeki eyaletin başkentliği Gangra’ya verilmiş, ama Paphlagonia Bölgesi kentlerinin oluşturduğu meclisin (koinon) toplantı yeri olarak da Pompeiopolis seçilmiştir. M.Ö. 3 yılında tüm bölge Augustus’a bağlılık yemini etmeleri, ve bu yeminde Augustus’un bir tanrı ismi olarak da sayılması bölgenin Romalılaştırılmasında gelinen noktayla beraber Pompeiopolis gibi birçok Paphlagonia Bölgesi kentlerinde Augustus tapınakları ve kültlerinin de kurulmuş olduğunu  göstermektedir.

“… Zeus, Toprak, Güneş, tüm tanrı ve tanrıçalar ve Augustu’un kendi adına yemin ederim ki tüm hayatım boyunca, sözümde, işimde ve düşüncemde Caesar Augustus, oğulları ve torunlarına dost olacağıma yemin ederim. Onların dost olarak düşündüklerini dost olarak kabul edecek ve onların düşman olarak kabul ettiklerini düşman olarak kabul edecek, onların çıkarlarına olan şeyler için ne vücudumu, ne ruhumu, ne hayatımı ne de çocuklarımı esirgemeyeceğim…”
Bu yazıtın devamında, yazıtın tüm ülkenin (Paphlagonia) sakinleri tarafından aynı sözlerle Augustus tapınak ve atlarları önünde aynı şekilde yeminin edildiğini de belirtmektedir.