KASTAMONUTAŞKÖPRÜ

SARIMSAK

TAŞKÖPRÜ

POMPEİPOLİS

AKTİVİTELER KÜLTÜR GELENEK GÖRENEKLER ILGAZ

FESTİVAL

NASIL GİDİLİR
TAŞKÖPRÜ (ancient Pompeiopolis) is a town and district of Kastamonu Province in the Black Sea region of Turkey  The town takes its name from the stone bridge constructed in the 13th century by the Çobanoğlulları on the Gökırmak. The 68 meter span is supported on seven arches and still carries automobile traffic. TAŞKÖPRÜ is 42 km from Kastamonu and is noted for its garlic.
BU İLÇEYİ GEZMEDİYSENİZ DÜNYAYI GEZMİŞ OLAMAZSINIZ

TAŞKÖPRÜ KASTAMONU

         EROLKARA SİTELERİ'NİN BİR HİZMETİDİR

İletişim

ANA SAYFA BU SİTE TAŞKÖPRÜ İLÇESİ HAMZA OĞLU KÖYÜ'NDEN BABAM ŞÜKRÜ OĞLU MERHUM HACI YUSUF KARA  ANISINA HAZIRLANMIŞTIR. ALLAH azze ve celleden KENDİSİNE AF VE RAHMET DİLERİM. AMİN
NEDEN BÖYLE BİR SİTE MEKTUPLARINIZ GENEL TANITIM GÖRÜNTÜLER ZİYARETÇİ DEFTERİMİZ AÇILDI MESAJLARINIZI YAZABİLİRSİNİZ

TAŞKÖPRÜ'DE GİYİM KUŞAM

Taşköprü, Kastamonu ilinin kültürel değerler bakımından en farklı ve zengin özelliklere sahip ilçelerinden biridir.Bu farklılıklar yemek alışkanlıklarından giyime,doğumdan düğüne kadar bir çok alanda görülür.

     Bu farklılıkları bir zenginlik olarak değerlendirmek gerekir.Taşköprü ilçesinin birbirine çok yakın köylerinde bile farklı giyim, farklı kelimeler, farklı yemek çeşitlerine rastlanır.

     Günümüz kadınları ve genç kızları  artık modaya uygun giyinseler de özellikle orta yaşın üzerindeki pek çok kadın eski giyimlerinden tamamen kopamamışlardır.Çok az sayıda da olsa başında kara yazma ve çöküsü, beline peş kuşağı ile Cuma pazarını gezen kadınlara rastlamak mümkündür.Bu arada vala pantul veya kumaştan diktirilmiş kilot pantulla(zıpka)dolaşan erkeklere de rastlamak mümkündür.Oysa bundan 30-40 yıl önce insanlarımız çok daha farklı kıyafetler giyerlerdi.Bu kıyafetleri biraz olsun tanıyalım.

 

ERKEK GİYSİLERİ

     Kastamonu ilinin erkek kıyafetleri arasında çok fazla farklılıklar yoktur.Taşköprü’de de benzer kıyafetler giyilirdi.Cumhuriyet döneminden önce başlarına fes ve benzeri başlıklar giyen erkekler cumhuriyetten sonra kasket giymeye başlamışlardır.

     SIRTA GİYİLENLER:

     İç Gömlek: Beyaz renkte, yakasız içe giyilen bir gömlek türüdür.

     Yelek: İç gömleğin üzerine giyilen, genellikle kolsuz , önden düğmeli yelek.

     Vala Pantul(pantolon): Vala tamamen yünden dokunmuş,ıslatılıp taşlanarak yumuşatılmış kumaştan dikilen, belden dizlere kadar olan bölümü bol, dizlerden aşağısı dar, aynı zamanda zıpka da denilen pantolon çeşididir.İnce dokunmuş farklı kumaşlardan da dikilenleri vardır.Bunlara kilot pantul da denilir.

     Kuşak: İlçemizde iki çeşit kuşak bağlanır. Saçaklı (püsküllü) Tosya kuşağı ve uzun, beyaz bel kuşağı.

     Ayağa giyilenler: Yünden örme çoraplar ayağa giyilir.Bilekten yukarıya “Dolak” adı verilen, soğuktan ve ıslaktan korunma amacıyla sarılan, 7-8cm eninde hazırlanmış uzun yünlü kumaş bacağın alt kısmına dolanır.

     Yün çorabın üstüne yani ayaklara çarık giyilir.Çarıklar genel olarak manda derisinden yapılırdı.

     Köstekli saat Taşköprü erkeğinin değişmez aksesuarıdır.

         

KADIN GİYİMİ

      Başa Giyilenler:

     Yazma:Kara yazma ve çar adı verilen başörtüleri kullanılır.Bunlarla birlikte beyaz ve sarı renklerin hakim olduğu yazmalar da kullanılır.Yazmaların kenarları “pirpir” adı verilen pullarla süslenmiştir.

     Çar, daha çok ova köylerinde yaygındır. Yazma ise Çiftlik ve Köçekli merkez köylerinin civarında yaygın olarak kullanılır.

     Çökü: Silindirik fesin ön tarafı kesilir ve üzerine mücestem adı verilen yemeni sarılır. Fesin iç bölümüne kalın bir kumaş veya mukavva benzeri bir parça koyularak üstü düzlenir. Tepelik adı verilen kumaş parçası pirpir ve boncuklarla süslenerek fesin üst bölümüne önden görülecek şekilde dikilir.Fesin arkalık bölümüne iki adet (biri sağa,biri sola) düğme dikilir.Sağlam bir ipe dizilen renkli boncuklar çene altından geçecek şekilde düğmelere bağlanır.Buna “hıltar” adı verilir.Aynı düğmelere tutturulan bir ipte , saçların altından doğru enseden dolaştırılarak çökünün düşmesi engellenmiş olur.

     Çökü , özellikle evli kadınlar tarafından giyilir. Genç kızlar sadece pirpirli yazma takarlar.

     Çökünün ön kısmına, mücestemin üzerine renkli pullarla ve parlak kağıtlarla veya küçük kumaş parçalarıyla süslemeler yapılır.

      

     Sırta Giyilenler:

      İçlik: İçe giyilen gömlek türü giysiye denir. Genellikle ince , beyaz renkte ve pamuklu kumaşlardan dikilir.Kalçalardan aşağıya kadar uzundur.

     Fistan: Daha çok günlük işlerin yapılması sırasında giyilen tek parça elbisedir. Genellikle desenli ve çok renkli kumaşlardan yapılır.

     Üç etek: Günlük olarak ta giyilse de daha çok düğün, kına ve özellikle semet günlerinde giyilir. Özellikle Köçekli köylerinde yapılan araştırmalarda üçeteğin “meydaniye” ve “altıparmak” olarak isimlendirildiği görülmektedir. Altıparmak, altı ayrı renkten boyuna çizgilerle oluşturulmuş bir giysidir. Meydaniye ise boyuna çizgilerle ama çizgiler daha ince ve kırmızı-beyaz yada lacivert- beyaz çizgilerle dokunmuş kumaşlardan yapılmıştır. Üçeteğin yırtmaçları dizlerin yaklaşık 20cm yukarısına kadar çıkar.  Kenarları elde yada hazır alınan oyalarla süslenir. Kollar uzundur ve kol ağızları açıktır. İçe giyilen içlik üçeteğin yırtmacından görülecek şekilde bırakılır.

     Salta(Cepken): İpekli yada kadife türü kumaşlardan dikilir. Üzerlik te denilen cepken yöremizde “salta” diye de isimlendirilir. Önünde ve arkasında işlemeler,  süslemeler yer alır. Diğer ilçelerin aksine kollar uzundur. Üçeteğin kolları saltanın kollarının içinden dışarı çıkartılır. Böylece kol ağzındaki süslemeler görülmüş olur.

     Kuşak: İki çeşit kuşak kuşanılır. Tosya kuşağı üç parçadır ve özellikle dağ köylerinde        kullanılır. Püskülleri yerlere kadar sarkan kuşak özel bir şekilde katlanarak bele sarılır.

     Peş kuşak kareye yakın şekilde dokunmuş, püskülleri kısa ve iki ucu birleştirilip üçken şekline getirildikten sonra kuşanılır. İki kuşakta renkli ipliklerden dokunmuştur.

     Önlük-Eteklik: İlçemizin bazı köylerinde bulunan el tezgahlarında dokunan kareli veya boyuna ince çizgili renkli ipliklerden yapılır. Kuşağın üzerine bağlanır ve diz altına kadar iner. Ova köylerinde belden aşağı inen kuşak Köçekli-Çiftlik köylerinde göğüslük bölümü ile belden boyuna kadar uzanır.

     Paça: Şalvarın ilçemizdeki ismi paçadır.Basma kumaşından dikilir.Belden ayak bileklerine kadar iner.

     Bağlama paça denilenleri ise çok bol kesimlidir ve hemen diz altından bağlanarak giyilir.Bağlama paçanın alttan bir karışlık bölümü açık renkli bir kumaştan dikilir.

     Çile: Genellikle dokuz adet, 1cm. eninde örülmüş,kahverengi veya siyah iplerden hazırlanan, üçeteğin altından bele kadar gelen, kuşağın üzerine bağlanan aksesuar niteliğinde kostüm parçasıdır.Alt kısımlarındaki püsküllerine renkli boncuklarla süsleme yapılır.

     Ayağa Giyilenler:

     Yünden örülen, kilim desenli, renkli çoraplar giyilir.

     Çorapların üzerine çarık yada renkli lastik ayakkabılar giyilir.

     Kadınlarımızın anlatılan kıyafetleri özellikle semet günleri genç kızlarımızın üzerinde canlılığını muhafaza etmektedir.

                                                                                                                

     Semet: Düğünün üçüncü günüdür.Gerdek gecesinin ardından damadın köyünde yapılan eğlencedir.

     Çökü: Kadın başlığı.

     Mücestem: Çökünün etrafına sarılan yemeni.Günümüzde sadece Tokat ilinde bir tezgahta dokunmaktadır.

 

*Harun Reşit ŞİMŞEK: Taşköprü Halk Eğitimi Merkezi

 

 

 

 

 

 

 

 

EL SANATLARI

Dokuma El Sanatları

Kastamonu ve yöresi geleneksel el sanatları yönünden çeşitlilik ve zenginlik gösterir.Her ne kadar son yıllarda şehirlere sürekli göçler , teknolojik gelişmeler , hızlı ve ucuz üretim el sanatlarının giderek azalmasına karşın yine de Kastamonu ve çevresinde geleneksel el sanatlarının yaşadığını görmekteyiz.İşte bunlardan birkaçı:

Kastamonu ve İlçelerinin en yaygın gelir getirici olan el sanatı Çarşaf Bağı özellikle yerli dokuma "sarı kıvrak" yatak çarşaflarının iki uzun kenarına veya dört kenarına pamuk ipliğinden alet kullanılmaksızın kadınların parmak uçları tırnakları marifetiyle düğümler atılarak yapılan süslemelerdir.

Cide,Şenpazar,Küre,Azdavay,Pınarbaşı ilçelerinde keten dokumalarına rastlanılmaktadır. üz ve renkli dokuma olarak yatak çarşafı,en böze (kadın iş önlüğü,başörtüsü.peşkir, göynek) dokumalarına sık olmasa da rastlanmaktadır. Tosya ilçemizdeki tela imali giyim sektörünün ihtiyacı için yaşamaktadır.Düz, beyaz tiftikten iç kuşağı ve renkli üç dilim kuşağı, hamam kesesi Türkiye çapında aranmaktadır.
Kastamonu Merkez , Daday ve Devrekani ilçelerinde düz beyaz patiska bez üzerine , ıhlamur ağacı üzerine elle oyma veya kabartma olarak yapılmış bitkisel , geometrik motif işli , değişik boyutlarda ki ahşap kalıpların özel hazırlanmış tek renkli boyaya batırılıp basılması suretiyle Sofra Bezi "sini bezi" yapılmaktadır.

Çağımızdaki gelişmeler nedeni ile pek çok sanat dalı kaybolmaktadır. Bunlardan biri de oya sanatıdır. Kastamonu'da iğne oyacılığını geçim kaynağı olarak kullanan sanatkârlar hayatta iken bilgi ve görgülerini belgelemek amacıyla, bu araştırmaya başlanmıştır. Kastamonu merkez ilçesi Topcuoğlu, İsfendiyarbey, Aşağıİmaret, Kırkçeşme, Hisarardı, Beyçelebi, Ayalar mahallelerinde yaşamakta olan, 45-80 yaşları arasındaki 42 oya ustasına ulaşılmıştır. Yapılan görüşmeler sonunda, eserleri incelenmiş, örnekler alınmıştır.

İğne oyası, mendil, yazma, göynek yakası üzerine ipek İpliği ve iğne kullanılarak örülen veya örüldükten sonra dikilen düğümlü örgü sanatıdır.

Kastamonu'da hatıra iğne oyaları gelenek olarak, kutular içinde ve sandıklarda saklanıp nesilden nesile aktarılmaktadır. 80 yaşındaki oyacının anneannesinin annesinden kalma oya örneği, en az 150-200 yıllık oyadır. Kastamonu'da oyacılığın daha eski yıllardan bu yana var olduğu tahmin edilmektedir, iğne İle yapılan örgülerin XII. yüzyılda Anadolu'dan Yunanistan'a, oradan da Avrupa'ya geçtiği belirtilmektedir (Özben, 1948:4). Ulaşılan canlı kaynaklardan sağlanan bilgilere göre, Osmanlı'nın son döneminde de erkekleri savaşa giden kadınların tüccarlar aracılığı ile Avrupa'ya oya sattığı ve geçimini sağladığı öğrenilmiştir. Günümüzde az da olsa bu sanatı devam ettirenler bulunmaktadır.

Ağaç El Sanatları

Uzun yıllardır küçük atölyelerde, evlerde, ellerde yapılan sanat ürünlerinin adlarını ve imalat yerlerini aşağıdaki şekilde sıralayabilmek mümkündür.

Bakırcılık

Orta Karadeniz Bölgesi'nin en zengin bakır yataklarına sahip Küre'nin 68 km güneyinde bulunan Kastamo­nu, Küre'den çıkarılan bakırın işlendiği, en önemli kültür ve ticaret kentlerinden bir başkasını oluşturmaktaydı. Yazılı belgelerin eksikliği yüzünden bakırcı ve kazancıların oluşturduğu iş kolunun Ortaçağ'dan beri üretim yapıp yapma­dıklarım şimdilik kesin olarak bilemiyoruz. Ancak çok büyük bir İhtimalle Beylikler döneminden beri üretim yapıldığı bili­nen Küre yataklarından elde edilen bakırın bir kısmı, Kasta­monu'da bulunan atölyelerde işlenmiş olmalıydı.
 

16. yüzyılın İkinci yarısında Küre madenlerinden elde edi­len bakır, hem Orta Karadeniz ve Orta Anadolu Bölgesi şe­hirlerindeki kazancıların İhtiyacını, hem de Kuzeybatı İran ve Mezopotamya bölgesindeki şehirlerin bakır ihtiyacını karşıla­mıştır. 1568 yılında Kastamonu ve Küre kadılarına gönderi­len bir fermanda özetle şunlar yazılıdır;

"... İran tarafından 400-500 tüccarın gelip büyük miktarda bakır satın aldıkları haber alınmakta, ancak hiçbir kimseye bir dirhem bile bakır verilmemesi..."Kastamonu'daki bakır­cı ve kazancıların çok faal bir şekil­de üretim yapa­rak, çevre illerdeki esnafın bile ihtiya­cını karşılamış ol­dukları anlaşılmak­tadır. 1568 yılında Kastamonu Kadısı'na yazılan bir fer­manda özetle şunlar yazılıdır:

"... Sivas, Tokat ve Amasya bakırcı esnafı Kastamonu'da bakır eş­ya satın almak istedikle­rinde engellenmemesi, ancak tetik­te bulunup, memleket haricine bakır eşyanın götürülmesine müsade edilmemesi..."

1573 yılında Kastamonu Beyi'ne gönderilen bir hükümde özetle şunlar yazılıdır:

"... Erzurum'da yapılan baruthane için gerekli olan kazan ve diğer aletlerin hemen hazırlanarak gönderilmesi..."

1578 yılında Kastamonu Kadısı'na gönderilen diğer bir fermanda ise, özetle şunlar yazılıdır:

"... Bağdat'ta işlenecek barut için yapılacak kazanlarla kullanılmak üzere Küre madeninden 1000 kantar (56.408 ton) bakırın gönderilmesi..."

Bakırcı ve kazancıların oluşturduğu iş kolu, Kastamo­nu'nun en büyük sanayi üretimini yapmaktaydı. Küre'den el­de edilen bakır madeninin büyük bir kısmı, Kastamonu'da bulunan kalhanelerde ergitiliyordu. Kastamonu'daki bakırcı­lık ve kazancılığın çok canlı kazançlı bir iş kolu haline dö­nüşmesinde, kentte bulunan kalhanelerin bu iş koluna ucuz, bol ve kaliteli hammadde sağlamasının büyük payı vardı.

1783 yılma ait bir belgeden, Kastamonu'daki kazancılarının Küre madenlerinden elde edilen bakırı kullandıklarını öğren­mekteyiz.

"... Küre-i nühas madenlerinden elde edilen bakır eskiden beri Kastamonu'da bulunan kazancı ve tüccarlara her bir bat­manı dokuz kuruşa satılırken, Tokat ve başka yerlerden gelen bakır satılmaya başlanıldığında araya anlaşmazlıklar girmiş­tir. Bu yüzden başka yerden gelen bakırın sattırılmaması..."

Kastamonu kalhanelerinin diğer şehirlerinde bulunan kal­hanelerden ayrılan en önemli özelliği, son 40 yıl öncesine

1783 yılma ait bir belgeden, Kastamonu'daki kazancılarının Küre madenlerinden elde edilen bakırı kullandıklarını öğren­mekteyiz.

"... Küre-i nühas madenlerinden elde edilen bakır eskiden beri Kastamonu'da bulunan kazancı ve tüccarlara her bir bat­manı dokuz kuruşa satılırken, Tokat ve başka yerlerden gelen bakır satılmaya başlanıldığında araya anlaşmazlıklar girmiş­tir. Bu yüzde

n başka yerden gelen bakırın sattırılmaması..."

Kastamonu kalhanelerinin diğer şehirlerinde bulunan kal­hanelerden ayrılan en önemli özelliği, son 40 yıl öncesine ka­dar faal bir şekilde çalışmış olmasıdır. Bu kalhanelerden biri şehrin en yüksek tepelerinden biri üzerine yaptırılan Yakup Ağa Camii'nin altında yer almaktaydı. Bakır cevheri yüzlerce yıldan beri aynı teknikle kalhanelerde ergitilerek kömürüyle birlikte ocakta körük yardımıyla ergitilmekte ve daha sonra kalıplara dökülmektedir.

Kalıplar oldukça farklı bi­çim ve büyüklüklerdedir. İki parçadan oluşan ka­lıplar, tuğladan yapıl­mıştır. Demirden yapı­lan tek parça kalıpların bir kısmı 10 cm çapın­dadır. Üstü açık kalıp­lardan 2.5 kiloluk külçe elde edilmekte­dir. 45x30 cm boyu­tunda ve 5 cam de­rinliğinde olan bir başka demir kalıp­tan ise 35x45 kilo arasında değişin külçe bakırlar elde denilmektedir. Kalıplardan çıkarılan külçe bakırlar, ocaklarda kız­dırıldıktan sonra yedi kişiden oluşan bir dövülerek farklı ağırlıklara sahip levhalar haline getirilmektedir. Külçe halin­deki bakırın çekiçlenerek levha haline getirilmesi işlemi, tıpkı Surname-i Hü-mayun ve Surname-i Vehbi'deki minyatürlerde zanaatkarların külçe bakırı çekiçleyerek levha haline getirme­leri gibi yapıl-maktadır. Kastamonu'da artık bu işlem ortadan kalkmış olmasına karşın, Anadolu'da yalnızca Muğla-Kavaklıdere'de külçe bakır çekiçlerle levha haline getirilmektedir. Kastamonu'da bakırcı ve kazancılıkla uğraşan zanaatkarların büyük bir kısmı hem de İstanbul'daki atölyelerde çalışmak­taydılar. Bu konuda yazılı kaynaklar oldukça ayrıntılı bilgi vermektedir. Gerek Anadolu, gerekse İstanbul'daki atölyeler­de Kastamonulu zanaatkarların elinden çıkan ve Kastamonu üslubunu yansıtan çeşitli eşya ve mutfak kapları, açık bir şe­kilde belli olmaktadır. 1934 - 1936 yılları arasında Kastamo­nu'da bakırcılık mesleğiyle ilgili olarak 50 usta, 35 kalfa ve 48 çırak dükkanlarda çalışmaktaydı. 1942 yılında Bakırcılar Çarşısı'ndaki atölye sayısı 22 iken, bugün ancak 3 bakırcı atölyesi üretimi sürdürmektedir. Yüzlerce yıldan kapaklı sa­han, hamamtası, güğüm ve ibrikler, Kastamonu atölyelerinin karakteristik kaplarını oluşturmaktadır.

Kastamonu Bakırcılığının yaşayan ustası Ahmet Ortaakarsu, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın tertip ettiği festivallere katılmakta ve devamlı derecelere girmektedir.

Çarşafbağı

Kastamonu ve ilçelerinde en yaygın ve gelir getirici olan el sanatıdır. Özellikle, yerli dokuma "sarı kıvrak" yatak çarşaflarının iki uzun kenarlarına veya dört kenarına, pamuk ipliğinden, alet kullanılmaksızın, kadınların parmak uçları tırnakları marifetiyle düğümler atılarak yapılan süslemedir.

.Kastamonu'da evlenecek her genç kızın ve erkeğin "çeyiz sandığında bağlı çarşaf bulunması" mahalli gelenek halindedir.

Önceki yıllarda, benzer bağlama, havlu, peştemal, perde uçlarında yapılmıştır.

Kaliteli pamuk ipliğinden yapılan çarşaf bağları, yapılışında gösterdiği şekle göre; kuş dili, katip defteri, yürek... gi­bi (50)den fazla isimle adlandırılmıştır. Bağ süslemesinde, bağ düğümlerinin sıklığı, süslemenin girift olması, kullanılan pamuk ipliğinin kalitesi ile kıymeti değerlendirilmektedir.

Çakıcılık ve Bıçakcılık

Tosya İlçemizin merkezinde elde yapılan, bir yüzü düz, diğer yüzü testere dişli, değişik ebatlarda çakılar halk arasın­da "tosya çakısı" olarak isimlendiril inektedir.

Tosya çakısının bir yüzünün testere dişli olması nedeniy­le, çifçinin küçük bağ işlerinde ve ziraat alanında kullanım imkanı çok olmaktadır.

Çakının sapı, manda boynuzundan önce kesilir, sonra de­mir törpü ile biçimlendirilir. Kesici yüzleri ise krom çelikten Özel yapıldığından paslanma yapmamakta ve çok kesici ol­maktadır. Aynı zamanda, mutfaklar için yüzü krom çelikten, sapı kemik veya sert ağaçtan olan değişik boyuttaki bıçaklar aranmaktadır.

Sofrabezi

Kastamonu Merkez ve Daday, Devrekani ilçelerinde yapılmış olan bölgeye has önemli ürünlerden biridir.

Düz beyaz patiska bez üzerine, ıhlamur ağacı üzerine elle oyma veya kabartma olarak yapılmış bitkisel, geometrik mo­tif işli, değişik boyutlardaki ahşap kalıpların, Özel hazırlanmış tek renkli boyaya batınlıp basılması suretiyle meydana getirilmektedir.

Beyaz bez Üzerinde siyah olarak meydana getirilmiş olan "sini bezi", sofra örtüsü, masa Örtüsü, kadın baş örtüsü olarak kullanılmıştır. Son yıllarda Kastamonu'nun en sevilen hedi­yelik eşyası olan sini bezine değişik uyarlamalar yapılarak, etek, perde, örtü olarak kullanıldığı görülmektedir.

Sepetçilik

Kastamonu'da üretilen sepetler, söğüt dallarından, Daday ve Araç ilçelerinde üretilen sepetler ise fındık ağacı dalların­dan örülmektedir.

Kastamonu Sepeti olarak bilinen bu sepetler ince söğüt dallarının yine özel işlemelerle hazırlandıktan sonra elle deği­şik biçimlerde örülmesi ile yapılır.

Yaş fındık ağacı dallarının özel aletlerle ince dar çübuk'ır haline getirilmesinden sonra yine elle değişik biçimlerde, kullanım fonksiyonuna göre elle örülmesiyle meydana getirilen diğer bir çeşidi vardır ki; kullanımına göre, halk arasında, ka­paklı pazar sepeti, yumurta sepeti, saman çit sepeti olarak isimlendirilirler.

Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı

 EL DOKUMALARINDAN ÖRNEKLER


SİMLİ AZDAVAY ÇEMBERİ


İNEBOLU ÇEMBERİ


SIÇAN DELİĞİ


SİMSİZ ZEHİLLİ ÇEMBER

AZDAVAY CENBERİ

KASTAMONU BAĞLAMALARI

PERDE GRUBU

SIÇAN DELİKLİ KUMAŞ


AZDAVAY KUŞAĞI

KASTAMONU ÇEMBER

ÜÇLÜCE ÇEMBER TAKIMI

ZEHİLLİ ÇEMBER TAKIMI

KASTAMONU KIRMASI

MASA ÖRTÜSÜ

ANTİKALI MASA GRUBU

BAGLI ÇARŞAF

ERENYOLU ÇEMBER TAKIMI

KASTAMONU ÇEMBER GRUBU

KAYNAK : KASTAMONU VALİLİĞİ WEB SİTESİ

               
               

Webmasterim.Com